Okuma süresi: 8 dk

En Yakın Dostlarımız: Kurtlar

Köpekler nasıl evcilleştirildi?

Sene milattan önce 25313. Kabilemiz 2 gün önce avdan geldi ve uzun süre sonra karnımız doydu. Havalar o kadar soğuktu ki avdan döndüğümüzde kabiledeki 2 kişinin öldüğünü gördük. Tam 3 gün süren avda sadece 1 ren geyiği yakalayabilmiştik. Kamp yerimize döndüğümüzde ateşin başına oturmuş, bu avda yaşadığımız olayları yaşlılarımıza anlatıyorduk. Kamp alanında yaktığımız ateş, hem yakaladığımız hayvanın etini pişirmemizi sağlıyor, hem bizi sıcak tutuyor, hem de ormandaki hayvanların korkup bize yaklaşmasına engel oluyordu. Hem 3 gün süren avın yorgunluğu, hem de haftalar sonrası karnımız doyduğu için tüm kabile uykuya dalmıştı. Ben de sırt üstü uzanmış gök yüzünde yıldızları izlerken uyumayı bekliyordum. Ay da bugün fazlasıyla parlaktı.

Bir anda çok da uzaklarda olmadığını tahmin ettiğim bir canlının sesiyle irkildim. Ormanda gördüğümüzde bizim onları avlamadığımız, genellikle bizi farkettiğinde kaçan o canlının ulumasıydı bu. Kurt adını vermişti yaşlılar onlara. Acaba ateşe yeterince odun atmadığımız için sönmeye başlamıştı ve bu yüzden mi bize yaklaşıyorlardı. Yerimden kalktım ve elime mızrağımı aldım. Gürültüye uyanan bazı insanlar da ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ağaçların arkasından ürkek bir şekilde kurdun bize doğru yanaştığını gördüm. Aramızda uzun bir mesafe vardı hala. Mızrağımı her an fırlatmak için hazır bekliyordum. Kurdu daha net bir şekilde gördüğümde ise beklediğimden daha küçüktü. Sanırım yavru sayılabilecek bir yaştaydı daha. Yürürken kemikleri gözüküyordu. Sanırım haftalardır açtı. Genelde tek başına gezmeyen bu canlının tek başına ne işi vardı burda? Sürüsü yakınlarında gözükmüyordu. Tek başına da avlanamadığı için zayıflamış, hatta ölmek üzereydi. Pişen etin kokusunu almış ve buraya kadar gelmişti heralde. Neyse benim işim kabilemi korumaktı. Bu yüzden kurdun yaklaşmasına izin veremezdim. Fakat mızrağımla onu vurabileceğimden çok daha uzaktaydı ve beni farkedince olduğu yere çökmüştü. Normalde kaçması gerekirdi fakat açlıktan kaçmıyordu. Bu sırada kabilenin yaşlılarından birisi omzuma dokundu ve elimden mızrağımı aldı. Günlerce peşinden koştuğumuz o geyiğin kalan parçalarından küçük olanı eline aldı ve kurda doğru attı.

Kurt önce korktu ve geri kaçtı. Fakat etin kokusu onu cezbediyordu. Birkaç dakika bekledikten sonra ete yanaştı ve ağzına alıp kaçtı. Kurdun gittiğinden emin olduktan sonra tüm kabile tekrar uyumaya başladı.

Aradan 5 gün geçti ve avdan gelen ekibimiz bu sefer sırtlarında 2 büyük geyik ile gelmişti. Bu zorlu kış günlerinde bizim için sevindirici bir haberdi bu. Ateşimizi yaktık ve etimizi pişirmeye başladık. Av sonrasında dinlenmek ve gökyüzünü izlemek benim için mutlu ediciydi. Ateşin yanından bir büyük parça eti elime almış ve tam yemek üzereyken, ağaçların arkasından yine aynı kurt göründü. Onu son görüşümüzün üzerinden 5 gün geçmişti ve o yine etin kokusuna gelmişti. Bu sefer daha az ürkek ve daha kararlıydı. Bir önceki seferden daha fazla bize yaklaştı ve elimdeki eti ona doğru attım. Ete doğru biraz şüpheci şekilde yaklaştı fakat bu sefer alıp gitmedi. Orada oturup yemeye başlamıştı. Birden çalıların arasından bir tilki çıktı ve kurt onu görüp, önündeki eti bırakarak kovalamaya başladı. Yaklaşık 10 dakika sonra kurt geri gelmişti ve eti yemeye devam ediyordu.

Bizi başka canlılardan koruyan bir canlı. Aslında bizim için iyi bir dost olabilirdi. Peki ona güvenebilir miydik? Bunu denemeden bilemezdik.

Evet anlattığım bu hikaye, kurtlar ile insanlar arasındaki dostluğun başlangıcı olabilir? Kurtlar ve insanlar dost mu ki diye düşünüyor olabilirsiniz. Belki şu anda değiliz ancak onların en yakın akrabaları köpekler dostumuz. Bu hikaye de doğanın yırtıcı türlerinden biri olan kurtların, insanlar eliyle nasıl köpeklere dönüştürüldüğünün başlangıç hikayesi. Günümüzden 40bin ile 25 bin yıl öncesinde köpekler insanlar tarafından evcilleştirilmeye başlandı.

Bu bölümde hem köpeklerinin evcilleştirilmesini, köpek ırklarının oluşumunu, yapay seçilimi ve sokak köpeklerini konuşuyor olacağız. Herkes çayını kahvesini almıştır umarım çünkü diğer bölümlerden daha uzun ve heyecanlı olacak.

Köpeklerin Evcilleştirilmesi

Uysal olan bazı kurtlar insanların kamplarına yanaştı. Onların yemediği artık yemeklerini yediler. Karşılığında da etraftaki tehlikelerden onları korunmasını sağladılar. Temel olarak bu ilişkinin başlangıçı buydu. Bu sayede yabani kurtlardan, insanların evcilleştirdiği kurtlar ayrılmaya başladı. Uysal bir kurdun yavrusunun da uysal olmasını her zaman beklemeyiz başlarda. Fakat uysal olmayan yavruların kamplardan uzaklaştırıldığını ve her seferinde daha uysal olan kurtların çiftleştiğini düşünün. Bu bizim için uysal bir canlı yaratırdı. İşte buna biz yapay seçilim diyoruz. Doğada canlıların soylarını devam ettirebilmeleri için farklı seçilim mekanizmaları vardır. Fakat bu insan eline bağlı bir şekilde yapılıyorsa, yapay seçilim oluşuyor. Tıpkı daha yuvarlak domatesler üretebilmemiz, doğal muzun aşırı çekirdekli ve lezzetsiz ancak bizim ürettiklerimizin çekirdeği çok küçük ve neredeyse hiç olmaması gibi. Belki aşırı yuvarlak domates gördüğünüzde onun hormonlu ve genetiği değiştirilmiş olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak bunlar pahalı yöntemler. Yuvarlak domates üretmenin en kolay ve masrafsız yolu, yuvarlağa en yakın domateslerin birbiriyle çiftleşmesini sağlamak ve bunu nesillerce devam ettirmek.

İşte kurtlar da evcil köpeklere tam olarak bu yöntemle dönüştü. Daha önce sizlerle tür tanımı hakkında konuşmuştuk. Bizlere ortaokulda öğretilen tür tanımının doğru olmadığından bahsettmiştim. En güzel örneği burada görebilirsiniz. Ortaokulda bizlere yapılan tür tanımı ‘birbirleriyle çiftleştiklerinde verimli döl verebilen canlılar türü oluşturur’ şeklindeydi. Yani iki canlı çiftleştiğinde yavruları oluyorsa ve yavruları da kısır değilse aynı tür demekti. Şimdi şunu düşünmenizi istiyorum. Yaklaşık 3 kilo ağırlığındaki bir chiuaua ile bir kurt aynı tür müdür? Ortaokuldaki tanımımıza göre cevap evet. Çiftleştiklerinde verimli döl veren canlı oluşturabilirler. Fakat çiftleşmeleri mümkün müdür? Boyutsal farklılıkları düşününce imkansıza yakın diyebiliriz. O zaman şu konuda baştan anlaşalım. Kurt ve köpek aynı tür değildir. Canis Lupus ve Canis Lupus Familiaris. Evcilleştirilmiş kurt diyebiliriz yani.

Peki köpeklerin kurtlardan yapay seçilim yoluyla insanlar tarafından evcilleştirildiğini ve farklı türler olduğunu söyledik. Şimdi gelelim ikinci soruya. Köpek ırkları nasıl ortaya çıktı?

Köpek Irkları

Köpek ırkı olarak da Türkçe’de kullandığımız bu envai köpek çeşidi aslında son 200 yıl içerisinde 3-4 köpek çeşidinin yapay seçilim yoluyla yine insanlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bazen sadece görüntüsü için bazen de işlevselliğini arttırmak amacıyla, köpeklerin çeşitlendirilebildiğini keşfettik ve her şey onlar için değişti. İngiltere sarayının içerisinde 40 kiloluk bir köpek fazla büyüktü. Bu yüzden daha küçük bir köpek yaratmak istedik. Elimizdeki köpeklerin en küçüklerini sürekli birbirleriyle çiftleştirerek daha küçük köpekler yarattık.

Ava gittiğimizde keskin burnu olan ve hızlı koşabilen köpeklere ihtiyacımız vardı. Bu yüzden bu özellikleri yüksek köpekleri çiftleştirerek av köpeklerini yarattık. Bazı köpekler çobanların ihtiyaçlarını gidermeliydi, bazıları şehirleri basan fareleri yakalayabilmelilerdi, bazıları tamamen zevk için dövüştürülecekti bu yüzden fazla güçlü olmaları gerekmekteydi.

Farklı nedenlerden doğan bu köpekler biz insanların yapay seçilimi ile günümüzde bildiğimiz yüzlerce köpek çeşidinin doğmasına neden oldu. Resmi olarak tanınan tam 340 köpek çeşidi bulunmakta. Peki bu köpek çeşitleri aynı kurt ve köpeğin aynı tür olmaması gibi, kendileri de farklı türler mi? Bu soru bizi yine bir gri noktaya götürüyor. Bir kurt ile chiuaua çiftleşemez boyutundan dolayı ama danua ile chiuaua çiftleşebilir mi? Cevap hayır tabi. Bir noktada bu iki köpek çeşidi birbirinden tamamen ayrılacak ve ayrı bir tür oluşacaktır. Ancak evrimsel biyolojide türlerin birbirinden ayrılması her zaman zor olmuştur. Bu yüzden de şu anda tüm köpek çeşitlerini aynı tür olarak kabul edip hayatımıza devam edebiliriz.

Her Şey Güzel Giderken Ne Oldu? İnsanların farklı ihtiyaçlarına göre seçilmiş köpekler bizlerin işlerinde yardımcı oluyordu. Karşılığında da barınacak yer, yemek ve bakım gibi ihtiyaçları karşılanıyordu. Çok güzel bir ilişki. Ancak işin içine biraz genetiği soktuğumuzda işler karmaşıklaşabiliyor.

Bullteriyer bir köpek hiç gördünüz mü? Görmediyseniz hemen google’dan fotoğrafını arayın ben bekliyorum. Günümüze yakın tarihlerde çekilmiş bullteriyer fotoğraflarına baktığınızda bu köpeğin atletik bir canlı olduğunu söylemezsiniz heralde. Hatta biraz tipi değişik değil mi? Burnu aşağıya doğru eğirilen bir köpek. Peki biraz geçmişe gidelim. İlk bullteriyerlerin fotoğraflarına bakın bir de. Google’da rahatça bulabilirsiniz. Evet bu sefer daha normal gözüken bir köpek var ortada. Peki ne oldu da bu dostlarımız bu hale geldi? Yapay seçilimi gerçekleştirmek için iç melezlenme veya akraba çiftleşmesi olarak bilinen bir uygulama bizi bu noktaya getiriyor. Ne demiştik, en yuvarlak domates için en yuvarlakları çiftleştiriyorduk? Peki akrabaysa bu domatesler? Bir sorun olmaz dediğimizde elimizde bullteriyerler oluyor. Sadece bullteriyer değil, boxer, bulldog, ST Benard ve daha bir çok köpek çeşidi. Devam eden genler her yeni nesilde daha fazla ortaya çıkmaya başlıyor. İlk bullteriyerlerimizin burnu dümdüzken, onların yavrularının burnu çok az eğilmiş oluyor. Bu nesillerce devam ettiğinde ise günümüzdeki bullteriyerlere ulaşıyoruz.

Peki bunu engellemenin bir yolu var mı? diye sorarsanız onu da bulduk tabi. Belirli aralıklarla dış melezlenme yoluyla farklı köpeklerin genlerini karıştırırsak bu problemin önüne bir noktada geçebiliriz. Buraya kadar anlattıklarımdan lütfen ‘melez köpekler kötüdür’ veya ‘melez köpekler genetik çeşitliliğe sahip olduğu için daha iyidir’ gibi bir anlam çıkarmayın. Çünkü bu konuyu bugün tartışmıyoruz. Bu gün köpeklerin ortaya çıkışını anlamaya ve günümüzdeki problemleri konuşmaya çalışıyoruz.

Sokakta Yaşayan Köpekler

Şimdi gelelim biraz gündemimize. Türkiye’de sokaklarda yaşayan köpek nüfusu ve yaşadığımız problemlere. Konu köpekler olduğu için sokak kedilerini bugün konuşmayacağız. Fakat bölümün sonunda bu konu ile ilgili de çok kısa açıklamalar yapacağım.

Sokak köpeklerinin içerisinde sahipli ancak gezmesi için dışarıya bırakılmış ve bir süre sonra evine dönen köpekler, terk edilmiş köpekler veya sokakta doğmuş köpekler yer alır. Bu yüzden sokaklarda safkan köpekler de melez köpekler de bulunabilir.

Sokak köpeklerinin sayısının artması, yaşadıkları toplumlar için bir sorun yaratır evet. Sokakta yaşarken bu canlıların ortalama yaşam süresi çok düşük. Çoğu yanlış beslenme, viral veya bakteriyel hastalıklar nedeniyle erkenden ölecekler. Ayrıca yıllarca birlikte yaşadığımız bu canlılar için güvenli ortam kesinlikle sokaklar değil. Diğer taraftan bakacak olursak da evcilleştirilme sürecinde kendi yemeğini yakalamak yerine insanlardan almaya alışmış bu canlıların, ormanlara bırakılarak avlanması beklenemez. Bazı köpekler hala avlanabilir ve hayatta kalabilir. Bir kısmı da ölür. Fakat ormana bıraktığımızda ise ormandaki biyoçeşitlilik için çok büyük riskler barındırırlar.

Peki sokakta yaşayamıyorlar, ormanlara götüremeyiz ne yapacağız? Bu soruyu düşündüğümüzde nedense benim aklıma asla öldürelim gelmiyor. Konu nasıl buralara geldi gerçekten anlaşılması zor. Ancak ekonomik kriz, pandemi sonrası insanların alışma süreci, Dünya’daki savaşlar ve daha bir çok nedenle sanırım fazlasıyla sertleşmişiz. Sokakta yaşayan köpekler insanlara zarar verebilir bu bir gerçek. Fakat zarar veriyor diye öldürmek ilk ve tek çözüm mü? Komik olmayalım lütfen. Nüfuslarını azaltmak için kısırlaştırmak, doğru sahiplendirme çalışmaları, gerektiğinde barınakları daha düzgün hale getirerek agresif köpeklerin barınaklarda bakılması gibi bir çok farklı yol varken öldürmek öncelikle insancıl değil.

Gelelim 2. nedenimize. Bir sokak köpeğini öldürdüğünüzde sayılarının azalacağını düşünürüz evet. Fakat bunu yapılan tüm çalışmalarda görüyoruz ki başarı oranı sandığımız gibi değil. Kısa vadede sayıları azaltmadaki başarısı kısırlaştırma ile aynı. Fakat uzun vadede etkisi çok daha düşük. Vakum etkisi adı verilen bir olay nedeniyle günün sonunda başladığımız noktaya geliyoruz. Bir sokak köpeğini öldürdüğünüzde sayıyı azaltmış oluyoruz. Ancak onun sokakta kapladığı alanı, ki burda alan olarak yemek ve diğer bakım imkanlarını da boşa çıkarmış oluyoruz. Yani yeni doğan bir sokak köpeği hızlıca bu alanı doldurabiliyor. Türkiye’de ortalama 4 milyon köpeğin yaşadığı düşünülüyor. Bu köpeklerin hepsini aynı anda öldüremeyeceğimize göre insanlığımızı bir kenara bıraktığımızda bile çözüm öldürmek olmuyor.

Fakat kısırlaştırılan köpekleri, kendi alanlarına tekrar bıraktığımızda uzun vadede kalıcı bir etki sağlayabiliyoruz. Yani bu işi ya bilimsel yollara göre yapıp çözeriz ya da insanlık dışı olaylar yaşayıp başladığımız noktaya geri döneriz.

Biraz Dünya’dan örneklere bakalım. Almanya’da ikinci dünya savaşı sonrası sokak köpeği nüfusu artmıştı. Almanlar bu problemi çözmek için kısırlaştırma ve sahiplendirme öncelikli bir kampanya yürütülerek bu sorun çözüldü. Peki çözemeyen kim var? Romanya. Romanya 2002 yılında ötenaziyi yasallaştırarak sokak köpekleri sayısını azaltmayı hedefledi. Aradan 20 yıldan fazla süre geçti ancak bırakın problemi çözmeyi, sayıyı bile azaltamadı Romanya. Nedeni ise az önce bahsettiğim vakum etkisi.

Evlerde yaşayan köpeklerin sokağa bırakılmasını bile daha engelleyememişken, hepsini öldürerek çözeceğini düşünmek sadece bir hayal. Önce popülasyonu kontrol altında tutalım. Sonra kısırlaştıralım ve problem yavaş yavaş ancak etkili bir biçimde yok olsun. Gerçekten bu kadar zor değil.

Tabi şu an konuşulan yasada tüm yetkilerin belediyelere verilmesi ancak belediyelerin bu konuda bütçelerinin yetersiz olması gibi konular da var. Bu şekilde sorunun çözmemiş, sadece katliam yapmış olacağız. Benim kişisel duygularımı katmadan konuşmaya çalıştığım bir bölüm oldu. Hayatımın 12 yılını bir köpekle geçirdim. Yıllarca sokağımdaki dostları da düşününce olay fazla duygusal olabiliyor.

Evet bir de kediler konusu vardı. Sokaklarda beslenen hem kediler hem de köpekler doğal yaşama aykırı canlılar. Tüm o fen ve biyoloji derslerindeki besin zincirlerini hatırlayın. Doğanın dengesini sağlamakta çok önemliydi o konu. O zincirde yeri olmayan canlılar maalesef. Bu yüzden bu dostlarımızın biz insanlarla birlikte evlerimizde yaşaması en doğrusu. Hem onlar için, hem biz insanlar için hem de doğa için. Dünya’daki biyoçeşitliliğin azalmasının en büyük nedeni biz insanlarız. Fakat kedilerin de bu işte küçük de olsa bir parmağı var. Konu ile ilgili bir çok araştırma okuyabilirsiniz. Ama çok kısa başka bir örnekle bu bölümü kapatalım. Sokaklarda kediler için bırakılmış mamaları yiyen martıları görmüşsünüzdür. Bu martı popülasyonunun aşırı artmasına neden oldu. Martılar aynı zamanda göçmen ötücü kuşların en büyük avcısı. Martıların sayılarının artması bu kuşların sayılarının giderek azalmasına neden oluyor. Bu konuyu hiç düşünmüş müydünüz?

Umarım kedi-köpek sever dostlarım bugün bahsettiğim konulardan dolayı bana kızmamışlardır. Çünkü bilimsel gerçekleri konuşurken duyguları bir kenara bırakmam gerekiyor.

Uzun bir bölüm oldu fakat konuşulacak çok şey vardı. Sonraki bölümde görüşmek üzere.

Oğuz Ergen

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Skip to content